Koramaz ve Zamantı yöresinde Düğün gelenekleri-15 - Ali MADEN

Koramaz ve Zamantı yöresinde Düğün gelenekleri-15


Kına Alma 

İki gün bu minval üzere düğün çalınır, üçüncü gün kına alma günüdür. Kız evi kına günü için önceden komşular yardımıyla hazırlanır. Keteler yapılır, tepsi, tepsi baklavalar yapılır, çerezler hazırlanır.

Kına günü genellikle oyun çıkarılır. Bunun için oğlan tarafında sabahtan hazırlıklara başlanır. Oyunda rol alacaklar, kılık kıyafetlerini hazırlar, diyaloglar tekrar gözden geçirilir. Öğle namazından sonra, oğlan tarafı kendi toplanma alanında, kız tarafı gelinin evinin önünde toplanır. Seğmen topluca davul zurna eşliğinde, oyun ekibi ile birlikte kız tarafına doğru yürürler. Kız ve oğlan evi birbirine yakınsa uzak taraftan do-laşılarak gelinir. Kız tarafı kız evinin önünde toplanmış bekle-mektedirler.
Seğmen kına almaya en önde bayrak, arkada oyun ekibi, onun arkasında davul, zurna ve seğmenler olarak gelirler. Kız tarafına varınca biz geldik anlamında oğlan tarafı silahları ha-vaya ateşler. Kız tarafı da hoş geldiniz anlamında havaya ateş ederek karşılık verir. Kına alanına varınca halk ortada geniş bir boşluk bırakarak halka olur. Kız tarafı gelenlere şeker, sigara ikram eder. Oyun ekibi meydanda yerini alır. Oyunda dekor olmaz. Sahne düğün alayının toplandığı meydandır.

Kına alınırken birkaç çeşit oyundan biri sahnelenir. Deve oyunu, göçebe bir ailenin konduğu bir yerde başına gelenleri anlatır. Deve oyunun da oyun hazırlıkları sabahtan başlar. Deveyi hazırlamak bayağı zaman alır. Zor olan kısım devenin baş kısmıdır. Bunun için “bulgur tokmakları” kullanılır. Bulgur tokmağına kır keçi derisi veya kahverengi koyun derisi sarılır. Göz yerine yuvarlak cep aynaları bağlanır. Hörgüç ola-rak çocuk beşiği kullanılır. Çocuk beşiği üç, dört basamaklı ağaç merdivenin üzerine iplerle sarılır. Dört kişiden üçü kafalarını ağaç merdivenin basamak aralarından geçirerek merdiveni omuzlarlar. Öndeki dördüncü kişi devenin kafasını tutar ve idare eder. Üzerleri, içindeki insanlar hiç görünmeyecek şekilde kilimlerle iyice kapatılır. Beşiğin üzerine kız kılığına girmiş 12–13 yaşlarında bir erkek çocuk bindirilir. Bundan başka oyunda, beyaz sakallı yaşlı bir deveci, yaşlı hanımı, kızı, gelini ve oğlu vardır. Kadın rolündekiler, kadın kılığına girmiş er-keklerdir.

Önce meydana deve ıhtırılır. Halk herkesin seyredebileceği şekilde, yeteri kadar geniş bir halka oluşturarak oyunu seyreder. Köyün kadınları daha gerilerden, damlardan bu oyunları seyrederler.  Karların üzerine ocak çatılır,  ateş yakılır, aş tahtası üzerinde yufka açılır, sacda pişirilmeye başlanır. Köylüden birisi yufka çalmaya çalışır. Yanında köpeği de vardır. Köylü köpekle birlikte çaldığı yufkayı yer. Deveci ona mani olmaya çalışır ve hırsızı kovalar. İhtiyar devecinin yaşlı hanımıyla, gelini ve oğluyla değişik diyalogları olur. Bunlar genellikle halkın güleceği esprili konuşmalardır. Oyun böyle devam eder. Sonunda davul, zurna eşliğinde deveyle birlikte oyuna katılan oyuncular “Konyalım” türküsü eşliğinde güzelbir oyun oynarlar. Deve sazların ritmine uyarak çok güzel bir oyun sergilir. Oyun esnasında deve, etraftaki seyirci halka kafasını uzatarak onları korkutur. Oyun böylece sona erer. Maksat bir göçebe aile hayatını canlandırmaktır.

Bir başka oyun Arapoğlu’dur. Arapoğlu, yüzü kazan karası ile boyanmış, belinde palaska (geniş kemer) bağlı, palaskasında koyunlar için yapılan takırdak (en büyük boy çan), çan, zil gibi ses çıkartan cisimler takılı, ayağı çizmeli, başında kalpağı olan birisidir. Arapoğlu’nun üç tane de kızı vardır. Kız rolündekiler, entari giymiş, başörtüsü takmış köyün gençlerinden birileridir. Değirmencioğlu beyaz sakallı, kambur, ihtiyar sayılacak birisidir. Sakalı koyunun yününden yapılır, üzerine eski bir palto giyer, beline geniş bir kemer bağlar, paltonun içine kambur olması için bir şeyler doldurulur. Başında sarık vardır, köylüyü temsil eder. Arapoğlu güya köylerde oyun sahneleyen gezgin orta oyuncudur. Köyde oyun sahnelemek ister. Aradaki oyun boşlukları, kızlar davul zurna eşliğinde oynayarak doldurur. Değirmencioğlu, Arapoğlu’nun (güya) görmediği anlarda sahneye çıkar ve gizlice oynayan kızlar arasına karışır. Onlarla oynarken kızları taciz etmeye başlar. Arapoğlu gelir, Değirmenci oğlunun kamburuna elindeki kırbaçla vurarak sahneden kovalar. Meydan okurcasına belini sallayarak çanları ve zilleri seslendirir. Oyun böylece bu hareketler tekrarlayarak devam eder.

Yunan savaşı da kına gününde canlandırılan gösteriler arasındadır. Kafalarına gazete kâğıdından külahlar giymiş yunan askerleri temsili köyü basarak kadınları ve çocukları öldürür.(Kadınlar, kadın entarisi giymiş erkekler, çocuklarda çocuk giysisi giydirilmiş ot süpürgelerden yapılmıştır). Sonra bir sokaktan sahneye Türk ordusu girer ve Yunan askerlerini öldürür. Her taraf karlarla kaplı olduğu için oyuncuların hareketleri kolay olur. Aksi hâlde çamurlu zeminde bu oyunları oynamak biraz zordur.

Oyun devam ederken bir taraftan da kına bohçası, baklava tepsileri, keteler ve çerez gençler tarafından kız evinden alınarak damadın evi tarafındaki düğün alanına getirilir. Kına bohçası damadın anasına teslim edilir.

Gösteri bittikten sonra meydanda toplanan herkesle birlikte oğlan tarafına geldikleri düzende giderler. Giderken kız tarafını da “haydi buyurun birlikte gidelim” diyerek davet etmeyi ihmal etmezler. Kızın ailesinden pek katılan olmaz ama diğerleri katılır. Bu taraf meydanda da ahali çember şeklinde tek sıra olarak dizilir ler. Tabiî ki çocuklar hariç, onlar kenarda boynu bükük beklerler. Keteler biraz büyükçe olduğu için ve de ahali fazla olduğu için ikiye, duruma göre dörde bölünür. Gençlerden ikisi sinilere dizilmiş ketelerden birer parça; diğer iki genç birer dilim baklava; başka birileri de birer avuç çerez olmak üzere orada bulunan ahaliye sırayla dağıtılır.

Dağıtım sırasında kimse dağıtanların başına üşüşmez, bu maksatla bulunduğu yeri değiştirmez çünkü aç gözlülük, görgüsüzlük olarak kabul edilir ve kınanır. Çobanlar koyunları otlatmaya götürmüşlerse onların hakları da mutlaka ayrılır. Artarsa kete ve baklavadan çocuklara da dağıtılır yoksa azar, azar birer avuç dağıtılan çereze razı olurlar. Çocuklar için geriye bir tek ümit kalmıştır; O da boğazından inmeyen babaların aldıklarını, çocuğu için saklamasıdır. Babasının çağırdığını duyan çocuk hemen koşarak yanına varır ve babası payına ne kadar ayırmışsa ona razı olur, büyük bir mutluluk ve iştahla yer. Ya babası olmayan yetimler ve kimsesizler; onlar da ihmal edilmezler. Köyün aksakallıları onları boynu bükük bırakmazlar, kendi paylarını onlara verirler.

O günlerin maddi ve manevi havasını bu günkü gençlerin anlamada zorlanmaları normaldir. Köydeki insanların birçoğu keteyi ve baklavayı ancak nadir günlerde ve düğünlerde görüp yediği bilinirse çocukların niçin boynu bükük bekledikleri daha iyi anlaşılır. Kete ve baklava yapmak için bol miktarda süt, yağ, şeker gereklidir. Şeker o zamanlar kıt ve kıymetli, dolaysıyla herkes alamaz. Yağ ise, herkes yemeklerde kendi hayvanlarından elde ettiği tereyağını kullanmaktadır. Onun da yıllık üretimi ancak yemeklerinde kullanacak kadardır. Hazır yağlar henüz üretimi yoktur veya köylüler tarafından kullanılmamaktadır. Bu durumda kete, baklava, börek gibi yiyecekler zengin yemeği olur, herkes yiyemez.

Kete baklava dağıldıktan sonra biraz halay çekilir ve ahali dağılır. Başka köyden gelin almalarda bu kına alma olmaz.

          Devam edecek
 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI