’Japonya'da şarap görevlisi olarak geliştirilen robotlar, iyi şarapla kötü şarabı ayırma, küçük bir yudumdan şarap markasını belirleme ve buna eşlik edecek peyniri seçme yeteneklerine sahip olarak programlanıyor.
NEC Sistem Technologies ve Mie Üniversitesi'nin robot çalışmalarında buraya kadar bir sorun yok. Sorun, sıra diğer mezelere gelince ortaya çıkıyor. Mezeleri ayırmak üzere programlanan bir robot insan ile karşılaşınca, onu da meze kategorisinde değerlendiriyor.
İnsanın bu sınıflandırmada oturduğu yer, çiğ et kategorisi.
Robot, kızılötesi spektrometresinin menziline yerleştirilen nesneye, bir kızılötesi ışın gönderiyor. Buradan yansıyan ışını analiz eden robot, nesnenin ne olduğuna karar veriyor. Siz elinizi oraya koyduğunuzda, salam ya da pastırma olarak görünmeniz sadece kilonuza bağlı.
Bu sistem açığının ortaya çıkması için robotun, Wired dergisinin eline düşmesi gerekmiş. Muhabirin denemesi domuz pastırması sonucunu verirken, kameraman lüks lokantalara layık prosciutto (ince dilimlenmiş çiğ et) olarak tanımlanmış.’
‘İsrail’in yaptığı katliamlar, Yahudi toplumuna moral kaynağı oluyor…’ Y.şafaktan
Herhalde Yahudilerde Filistinlileri çoluk-çocuk demeden, hepsini çiğ et olarak görüyor…
Çok derin bir çöküş yaşıyor insanlık.
Bir robot bir eşya seviyesine düşmüş.
Bir ‘şey’ bile değiller.
İnsan, tarihin hiçbir döneminde bu kadar alçalmamıştı.
İnançsızlığın derekesinde, yığınlar birbirini çakallar gibi parçalıyor.
İnançsız Yahudiler, inançsız Hıristiyanlar, inançsız Budistler, inançsız ateistler ve hatta inançsız Müslümanlar bütün bir dünyayı, tabiatı, yeri-göğü yutmak için bir yarış içindeler.
Önlerine çıkan insanı bir çiğ etten ibaret görmekteler.
Yeryüzü muazzam bir inançsızlığın pençesinde kıvranıp durmaktadır.
Artık insan yaşamıyor, insanlık bu dünyadan göç etmiştir, çünkü insanın şeytanlaşmadan yaşayabileceği alan göğsüne kadar daraltılmıştır.
İnsan yedikçe dünyası daralmakta, dünyası daraldıkça yemektedir.
Kıyamet yemekten kopacaktır.
Bir şehvete dönüşen bu yemenin önünde hiçbir şey duramamakta her şeye tecavüz etmektedir.
Dünyanın MÜ’MİN’lerden başka bir şansı kalmamıştır.
Müminler nadir bulunan bir mücevher gibi sayıları azalmış ama değerinden ve kıymetinden zerre kaybetmemiş bir şekilde parlayıp durmaktadır.
İnsanlığı, insanın doğasına uygun, dünyayı kendi tabiatına uygun yeniden inşası ancak müminlerin eliyle imkan dahilindedir.
Aşkı-sevgiyi, ahlak ve edebi, adalet ve hukuku, yeniden diriltmek bu dünyanın kalbinde, onu kuşatan mümin gönüllerle mümkündür.
Ey mahlûkatlar, iman edin.
Düştüğünüz bu hilkat garipliğinden, bu çirkeflik bataklığından kurtuluş ancak imanla mümkündür.
Taşa iman etmiş olsaydınız yine bir taş değeri sahibi olurdunuz. İneğe iman etseydiniz, bir süt değeri sahibi olurdunuz.
Ve hatta hiç iman ememeye iman etmiş olsaydınız bile bir hiçlik değeriniz olurdu.
‘Biz Müslüman’ız’ diyenlere gelince,
Hiç olanlarla, hilkatini bozanlarla aranızda bir fark varmıdır.!?
Hayatınızda cari olan ilişkileriniz, hesap ve kitaplarınız hangi değerler üzerine dönmekte..!
Bir bakınız.
Madem Müslüman’ız da, neden bir kısmımız sığıra, bir kısmımız timsaha, bir kısmımız kuzuya, bir kısmımız kurda, bir kısmımız tilkiye, çakala, akbabaya, eşeğe, serçeye benziyoruz.
‘ Ey iman edenler iman edin…’
Vesselam.