Uzayan kol bizden olsun da ne olursa olsun, bütün kurumlar bizim elimizde olsun, eğitim konusunda bizden başka söz sahibi olan olmasın, bizim yanlışımızı gören de yanlışımızı örtsün. Zenginlerimiz, yalnız bizim fakirlerimize yardım etsin. Başka fakirin Allah elbette rızkını verir.
Çıkan gazetemize, çıkan dergimize abone olanların sayısını arttıralım. Allah rızası için abonelik yapalım. Gazetemizde, dergimizde çıkan haberlerin ve yazıların büyük hikmetlerini düşünerek, ne manaya geldiğini idrak etmek için çabalayalım; fakat bizimkilerden sadır olan bir cümle varsa onu eleştirmeyelim.
Kafamızın karışmaması için diğerlerinin söylediklerine kulak tıkayalım. Bizden iyi bilenlere en sıradan olanı bile danışalım. Bizi eleştirmeye çalışanlar olursa, üzerine atılıp onu hemen hakaretlerimizle ve iftiralarımızla susturalım.
Kâğıttan kurulan bir kuleyi anımsatan, sürekli korunması gereken bir varlık gibi o kulede yaşayanlar, başkaları ile asla tartışmaya girmeden, kâğıttan kulenin çökmemesi için büyük bir gayret gösterir.
Belki hatırlanır: Cuntanın ileri karakolları; “ne var ne yok demeye geldik” deyince, “sizden gelen düğün bayram” deyip, zalimlere alkış tutarken, izzetli olmak bize sonu hazırlar deyip, bildiğini gizlemek faziletten görüldü. Sonra liberal düşünceler içinde eskide kalanları bırakıp, artık Avrupa Birliği yolunda ne kadar adım atarsak yolumuzun önündekileri tekmeleyip geçeriz. Onların en büyük suçu ise bizim önümüze çıkmış olması bu kadarı yeter diyebiliriz.
Vicdansızlığın ve ahlaksızlığın diğer adı ne olabilir ki… Benden değilse at gitsin, bendense çamurdan olsun yeter diyenlere, kendilerine karşı en ufak bir eleştiriyi yapanlara karşı iftiradan geri durmayanlara, izzetle ve şerefle düşmanları ile yüzleşmekten kaçınıp yolunu değiştirenlere, zalimin zulmü artınca ona alkış tutup, onlar sefalete düşünce onları taşlayanlara karşı vicdandan ve ahlaktan bahsetmek ne mümkün…
Kitabı Kadim’de İsrail’den sürekli bahseder ve onlara “Ey İsrail benim size verdiğim nimetimi hatırlayın…” Biçiminde hitapta bulunur. İsrail o yıllarda namaz kılan, Allah’ı ve peygamberi bilen, seçilmiş bir kavimdi. Zaten İsrail’den ne beklenir ki demeyelim asırlar önce var olmuş İsrail’in yaptıklarına Kitabı Kadim’de bir eleştiri varsa, o eleştirinin manası: Yaşadığımız zamanda İsrail gibi namaz kılan, Allah’ı ve peygamberini bilenler içindir.
İsrail’in küstah tavrını, çok yakınımızda duranlar arasında bariz biçimde görebiliyoruz. Hele de din eğitimi alan okullar arasında, belli bir gücü elinde tutmaya çalışan dini topluluklar arasında, kendini çok belli eden biçimde varlık gösterirler. İsrail’e gelen peygamberler gibi eğer peygamber ise Davut ve Süleyman gibi hükümdarlık yapanlar peygamber olabilir. Zekeriya sen kim peygamberlik kim diyerek ona onca kötülüğü reva görenler günümüzde kalbi Zekeriya gibi tertemiz iman dolu olsa da cebi ve kariyeri olmadığı için İsrail Peygamberleri gibi hakaretlere uğrar.
Yapılan işlerde Allah rızasını ağzında düşürmeden bütün işleri yoksula, garibana ve yetime yaptırmaya kalkanlar, daha sonra Allah rızası için geldiği bir makamda yanına ziyarete gelen misafirlerini tanıyamaz olur.
Sahtekârlık o kadar içine işlemiş insanlar topluluğu haline gelir ki sahteliklerini örtmek için “Biz yüce peygamberi ve onun ehlibeytini o kadar çok seviyoruz ki! Onların ardından giden erenler ve ulu hakanlar bizim yolumuzun ışıklarıdır.” Sözü dillerden hiç düşmez. Samimi bir eleştiriyi yapanlara karşı da sen “Yüce İslam dinine karşı duranlarla berabersin…” Ne anlama geldiği bilinmeyen suçlamalar ardı sıra bitmeden sürer gider.
Aşkın o gizli manasından habersiz sadece güce taparak gelen saltanat kurma kaygısında olan bir anlayışın neticesi buraya kadardır. İçten bir bağlılık yoksa işte böyle bir ahlak ve vicdandan uzak yığıntı ile beraber oluruz.