Siyasi-sosyal ve ekonomik tüm örgütlenmelerin temelinde,
ittihat ve terakiden tevarüs eden bir ´ÇETECİLİK´ mantığı yatmakta.
Bir siyasi partiye yakın Tv kanalında çalışan evli spikerin bir subayla özel ilişkisinden
hareketle bir örnek vereyim;
´ Korgeneral Metin Yavuz Yalçın ile yaşadığı kaçamak dinlemeye takılıp,
bir otele girişleri de görüntülenince sunucu Ebru Gül, Yeniçağ TV´den kovulmuştu.
Evli olduğu halde bir general ile kocasını aldatan Gül, Bengitv´de çalışmaya başladı.
Gül´ün rezilliklerini internet sitelerinde yer alan haberlerden öğrenen partililer MHP´ye
baskı yapmaya başladı. Partililer geçmişi kirli birinin bir ideolojinin savunucusu partinin
kanalında çalışmasına tepki gösterdi. Ancak kanal ve MHP yönetimi bu tepkiyi duymazdan geldi.
Parti içindeki bu çekişmenin hergeçen gün su yüzüne çıktığı öğrenildi.
Korgeneral Metin Yavuz YALÇIN, Ebru Gül ile bir otele girerken görüntülenince ve
aşk konuşmaları internet sitelerine düşünce kendi isteği ile erken emekli oldu.
Oysa emekli olmasa Orgeneral rütbesine yükselecek.
Paşa, erken emekliliği tercihinin sebebi olarak çocuklarına ve torunlarına daha çok zaman ayırmak
isteğini gösterdi. Oysa olayın arkadasında Paşa´nın yasak aşkı vardı.
Bengitürkte spikerlik yapan Ebru Gül ve Paşa´nın yasak aşkı dinlemeye takılınca Yalçın,
istifasını vermek zorunda kaldı.
Bu ilişki Yalçın Paşa’nın rakibi olan diğer bir korgeneralin kulağına ulaştı.
Bu korgeneral Yalçın’ın ilişkisini ortaya çıkarmak için devletin resmi istihbarat kuruşlarını da devreye sokarak
Yalçın ve sevgilisini takibe aldırdı. Resim ve ses kayıtları eline ulaştığında Yalçın Paşa’ya bir aracı vasıtasıyla
mesaj gönderen korgeneral, Yalçın paşaya emekli olmaması durumunda bu kayıtları medyaya dağıtacağı tehdidinde bulundu.
Ebru Gül´ün aşk kaçamağıda böylece ortaya çıkmış oldu.
Gül, ve Paşa belirlenen lokanta ve otellerde sık sık beraber oluyordu.
İşte MHP´liler böyle birinin kendi kanallarında çalıştırılmasından rahatsız....´
Bu örneği seçme nedenim şu;
orgeneral olma konusunda rekabet halinde olan iki askerden birinin diğerinin zaafiyetini nasıl kullandığının altını çizmek içindi.
Kurulan kooparatifler ve sivil toplum örgütleri bile bu mantık üzerine işlemekte.
Çok basit bir örnekle, hepinizin şahit olduğu şu şeker fabrikasının
yönetim kurulu başkanın düşürülmesi girişimi de böyle bir mantık idi.
Partilerin il-ilçe teşkilat seçim sistemleri-işleyiş biçimleride hakeza böyle bir mantık hakim.
Şu CHP´nin işleyiş mantığına bir bakın.
Parti kapatma tehtidi ile tercih etmiş olduğu yolun mantığıda aynı.
Devlet bürokrasisinde de, makama gelme-yükselme aynı mantık üzerinden yürümekte.
Resmi kurumlar arasındaki hakimiyet ilişkileri hakeza böyle.
Kuvvetler ayrılığında, temelde böyle bir mantık yattığı için aralarındaki ilişkilerde çeteci-çatışmacı
bir şekilde tezahür etmekte.
YHSK´nun davranışından tutunda, medyanın -Yargının yürütmeye karşı-yasamaya karşı davranış biçimi
-mücadele mantığı hakeza böyle bir mantık çerçevesinde gelişmekte.
Darbe girişimlerinini doğuran ana sebeplerden biri de bu ´ÇETECİ´ mantık.
Çeteci mantığın temel taktiği ´Komplo´ üzerinden karşısındakini güç durumuna düşürmek ve işini bitirmek
şeklinde çalışır.
Bu taktik çerçevesinde her yol ve yöntemi izlemek meşrudur.
Rakip olarak gördüğünün meşruiyetini kendine bağlar.
Tıpkı Kanadoğlunun mantığı gibi.
Sayın onursal başkanın mantığına uymayan hiç bir şey meşru olamaz.
Bu TBMM dahi olsa mantığına uygun değilse meşru değildir.
Aynı mantık sayın Deniz Baykal içinde sözkonusudur.
Yargı kurumlarımız da beşaşağı beş yukarı böyle bir mantık üzerinden yönetilmekte.
Bu mantığa uygunsa meşrudur.
uygun değilse meşru değildir.
Konunun ne olduğu hiç önemli değildir.
Bu mantığa uygun olmayan hükümet meşru değildir.
Bu mantığa uygun olmayan medya meşru değildir.
Mutlaka akredite uygulanmalıdır.
Çünkü andıça uygun değildir.
Bu mantığa uymayan siyasi iktidar partisi (% 47 değil İsterse %100 kazansın farketmez) meşru değildir.
yaptığı hiç bir işte peşinen meşru değildir.
Başörtülü vatandaş bu mantığa uygun olmadığı için meşru değildir.
İmamhatipli vatandaş bu mantığa uygun olmadığı için meşru değildir.
Hele bu mantığa ezan uygun değildir denildi bir zamanlar meşru sayılmadı.
Hatırlayın Süleyman Demireli, Kuran-ı Kerimin bu mantığa uygun olmayan ayetlerini meşru saymadı.
Millet kavramı ve Din-i hassasiyetleri bu mantığa uymadığı için meşru sayılmadı.
´Millet plajlara indi halk denize giremiyor...´ gibi absürt yargılar
Halk olmaktan geçen bir meşruiyet değeri haline getirildi.
Dünyanın en medeni, en nezih, herkesin yaşamaya can attığı en huzurlu ve güçlü ülkesi olsa bile Türkiye
bu mantığa uygun olmadığı müddetçe meşru değildir...!?
Ekonomik hayatımıza bir bakın, rakip firmalar aynı mantık üzerinden mücadele ederler.
Mafyanın mantığı hakeza böyle bir hareket noktasına sahip.
Okullarımızdaki eğitim mantığı, eğitim ve öğretim elemanlarımızın zihni işleyiş mantığı, öğrencilerimizin
bir meslek edinme noktasında gösterdikleri çaba-dayanışma hep böyle bir mantık tarafından temellendirilmekte.
Şöyle dönüp bir empati yapalım.
Kendimizin özümüzle-kendimizle ilişkilerimize bir bakalım.
Eşimiz ve çocuklarımızla-anne ve babamızla-dost ve akrabalarımızla-konu-komşumuzla-
mahallemizle ilişkilerimize bir bakalım.
gündelik hayatımızın içinde, örneğin trafikte, cadde de yürürken, çarşıda alış-veriş yaparken,
borç alıp verirken işleme koyduğumuz mantığımıza bir bakalım.
Göreceğiz ki aynı ´Çeteci´ mantık buralarda da hakim.
Bu mantık imkanları daraldığında ´Darbe´ girişiminde bulunur.
Bu mantık imkanlarını kaybetmeye başladığında, hiç bir değeri iplemez.
Bu mantık, imkanlarından tamamıyla yoksun kaldığında paranoyaya dönüşür,
hiç gözünü kırpmadan çoluk-çocuğunu, aynı yastığa birlikte baş koyduğu eşini, kendisini dünyaya getiren anne-babasını
gözünü kırpmadan katleder.
Ve hatta bu mantık neden bu imkanlardan yoksun kaldın deyip intihar eder.
Bunun temelini derin bir dünyevileşme oluşturmaktadır.
Bu çağların-insanlığın en büyük hastalığıdır.
Şeytanın en sevdiği hastalık budur.
İnsanın insanlığından hakikatinden inhirafa uğradığı yer burasıdır.
Allah hepimize hayırlı şifalar versin vesselam.
|