“YAPTIĞI İŞİ TAM VE GÜZEL YAPANI ALLAH CC SEVER”hz. Muhammed SAV
Daha önce Kayseri Postasında yazdığım bir yazımı önemine binaen tekrar yayınlamayı gerekli görerek takdirinize arz ediyorum.
Devlet ihalesine giren, firmalar içinde diğerleri elenir ikisi kalır. Bunların birisi hakkında karar kılınması için komisyon toplanır. Firma sözcüleri dinlenmektedir.Birinci firmanınsözcüsü, o firma güzel söz söyler bizim firma ise iyi iş yapar. İsterseniz o firmanın güzel sözlerini isterseniz bizim firmanın güzel işlerini tercih edin diyince komisyon başkanı kararını bildirir. Sözü bırakalım işe başlansın. Bu olaya istinaden şunu demek mümkün. Bir adam hakkında karar verirken YAPTIĞI İŞE BAKILIR.
Eğer adam tam manasıyla işini önemsiyor, seviyor ve en iyi şekilde yapıyosa iyi adamdır. Mimar Sinan şaheseri Süleymaniyenin inşaatında çalışan üç işçisine ayrı ayrı sorar ve onların yaptıkları işle ilgilerinin derecesini, işte severek çalışıp çalışmadıklarını yoklar.
Sorduğu soru şudur:”ŞU ANDA NE YAPIYORSUN?”
Her birinden vizyonu, anlayışı ve çalışma hevesi çerçevesinde aldığı yanıtlar farklı farklıdır.Birincis taş duvar örüyorum, ikincisi caminin duvarlarını örüyorum, üçüncüsü ise bütün dünyanın en büyük ibadethanesini inşa ediyorum der.
Resulullah SAV hadisi şerifte buyurduğu şekilde işi güzel ve tam yapanı Allah CC sever buyurmuştur.Yapılan işte kalite esastır. Çağımızda ve her zamanda laftan çok işe ve sonuca bakılır.Meşhur sözler vardır onlardan biri de
“GÖKTEN GÜL YAPMAZ, DAHA GÜL FAZLA İSTEYEN ÇOK FİDAN YETİŞTİRİR”
Yani boş sözlerle iş olmaz. İcraat ve uygulama değer taşır. Kaliteli eseri kabiliyetli insan ortaya koyabilir. Babalarımızdan sık sık duyarız İŞE DÖRT ELLE SARILMAK. Yani kendini işe vermek, canla başla çalışmak, yaptığı işle hemdem olup bütünleşmek. İyi adam yaptığı işten belli olur. İyiliğini hünerini marifetini bilgisini becerisini işine yansıtır, hainlik kaytarıcılık yaparak kazancına haram karıştırmaz. İşinde ilerlemeye, işiyle ilgili yenilikleri yakalamaya çalışır. Belli bir gayesi, vizyonu ideali vardır. O amaçsız, isteksiz, hedefsiz bir çabanın içinde değildir. En iyisi olmaya, en iyisi olarak kalmaya çalışır.
“GÖKLERİN EN PARLAK YILDIZINA NİŞAN AL. BİR YAĞMUR DAMLASI DA VERSE KARDIR”
Yani hedefini büyük tut. Ona göre çalış. Ne kadarına muvaffak olabilirsen o kadarı kardır. Atalarımız
“YATAN ASLANDAN YÜRÜYEN TİLKİ DAHA İYİDİR” Demişler
Çalışan ve işini bilen iyi insanın bir önemli vasfıda kendisi gibi yararlı insanların kadri kıymetini bilmesi ve onları takdir ederek saygıda kusur etmemektir. Şair ne güzel söyler;
“BİLGİLİ İNSAN BELİNE TAŞ KUŞANSA KAŞ OLUR
BİLGİSİZ İNSAN YANINA ALTIN KONSA TAŞ OLUR”
KISSADAN HİSSE//FIRTINALI HAVADA UYUABİLİR MİSİN?
Kimsenin çalışmayı istemediği çiftliğe zayıf ve kısa boylu bir adam geldi. Çiftlik sahibi şüpheci bakışlarla yaklaştı adama. Aradığı adam bu değildi. Yine de sordu. İyi bir çiftçi misin? Adam tevazuyla cevap verdi. Dışarıda fırtına varken uyumasını bilirim. Adamın bu garip cevabını anlayamadıysa da başka seçeneği yoktu adama şiddetle ihtiyacı olduğu için bu çelimsiz adamı işe aldı.
Kısa boylu çelimsiz adam, çiftlikte çalışmaya başladı. Çiftlik sahibi adamın çalışmasından hayli memnundu. Üstelik havalar da iyi gidiyordu. Fakat bir gece okyanustan şiddetli bir rüzgar esmeye başladı. Ağaçlar şiddetle sarsılmaya, kapılar uğultuyla sallanmaya başladı. Çiftlik sahibi telaşla yatağından fırladı, eline kocaman bir kürek alıp işçinin yattığı külübenin kapısını araladı. Adamı sarsarak uyandırdı. Çabuk kalk fırtına geliyor, ekinleri bağlayalım, üzerlerini örtelim. Yoksa ıslanıp dağılacaklar. Hayvanları içeri alalım. Adam hiç keyfini bozmak istemedi. Arkasını dönüp yorgana sarıldı ve kalkamam efendim dedi kararlı bir ses tonuyla. Bu umursamaz tavır karşısında sinirlenen çiftlik sahibi böyle birini işe aldığı için kendine lanet etti. Doğru tarlaya koştu fakat şaşkınlıkla gördü ki, bütün ekinlerin üzeri yağmurdan etkilenmeyecek biçimde sıkı sıkıya örtülmüş. Rüzgara karşı durması için de kat kat bağlanmıştı. İneklerin hepsi akşamdan ahıra konulmuştu. Tavuklar içeri alınmış ve kapılar desteklenmiş, camlar sıkı sıkıya kapatılmış her şey fırtına gelecekmiş gibi hazırlanmıştı.
Islanacak, ya da dağılacak bir şey yoktu ortalıkta. Çiftlik sahibi elindeki küreği yere bıraktı artık işçinin ne demek istediğini anlamıştı. O da odasına döndü ve fırtınaya rağmen hiç endişesiz uyumaya devam etti. Dışarıda fırtına varken uyumayı o da biliyordu artık. Siz de fırtınaya yeterince hazırsanız bir şeyden korkmanız gerek yok.
Hayatınızın her anı her zaman okyanusunun kenarında şiddetli fırtınalarla sarsılıyor, bir an gidiyor yerine gelmiyor. Her gün ömürden bir gün eksilterek gidiyor. Zaman aktıkça biz de tükeniyoruz. Saatler döndükçe ömrümüz saniye saniye eriyor. Dışarıda hep fırtına var. Biriktirdiklerimiz dağıtmaya sevdiklerimizi uzaklara savurmaya bedenimizi toprağa sürüklemeye hazır bir fırtına.
Bu fırtınada huzurlu uyumayı biliyor musunuz? Fani olan sevgililerden gelip geçici olan hazlardan yalnız yaratanın yüzüne dönmek ve herşeyi onun adına sevmekle uyuyabiliriz fırtınada.