O dönem, yani bizim antikitemizde Hz. Peygamber SAV ve ashabi güzini ile hulefa i raşidin çağlarıdır. Gerçekten onlar hakkıyla insan olmuşlar. İnsanlığa 23 yıl gibi kısa bir sürede örnek olarak dünya coğrafyasını kendi iman ve ahlaklarının üstünlüğüne ikna ederek islamlaştırmışlar kürre i arza hiç çıkmayacak dini mübin islamın mührünü nakşetmişler. Ve bunlar kayda geçmiş, tevatüren- yalan olma imkanı ve ihtimali olmayan yöntemlerle-günümüze kadar ulaştı hamdü senalar olsun. İçimizde karartmaya yanıltmaya uğraşan yabancı din ve devlet ajanları ne kadar karartma ve yanıltma oyunları oynarlarsa oynasınlar hakikat karartılamaz ve tağyir tebdil edilemez.
HZ. EBUBEKİR RA DİLİNİ HAKKIYLA TUTARDI
Hz. Ebubekir RA Peygamber efendimizin huzurunda olduğu bir gün,otururlarken, ahlaki ve ilmi seviye olarak bedevi olan birisinin dilsel tacizine maruz kaldı.
Layık olmayan, rencide edici o lahuti meclisin ruhaniyetine yakışmayan kelamlar serdetti. Böyle durumlarda serveri kainat efendimiz müdahele etmez cahilleri muhatap alarak meseleyi etrafa sıçratmamaya çalışırdı.
Bedevi insan haddi aşıp, fevkal takat kelamlar söyleyince Sıddık i Ekber Hz. Ebubekir RA çaresiz kalarak bir kaç kelamla mukabelede bulununca, efendimiz SAV yerlerinden kalkıp, meclisi terketti.
Ebubekir RA peşinden çıkarak yetişti ve:"Ya Resulallah! Niçin bir hayası olmayan edebe mugayir laflar edip, gönülleri incitirken sukut edip birşey söylemediniz. Ama ben ona karşılık verince, kalkıp çıktınız, sebebini izah eder misiniz.
Ya Ebabekir ! O bedbaht sana dil uzatmağa başladığında Allah CC bir melek görevlendirdi ki, o kimseyi kovacak idi. Sen öfkeye kapılıp, karşılığında sözler söylemeye başladın. O melek gidip, yerine iblis geldi. İBLİS İ LAİNİN olduğu yerde benim yerim yoktur.
Söylediği sözlerden ve yaptığı öfkeli hareketlerden nedamet duyan Hz. Ebubekir RA gerekli gereksiz, ulu orta söz konuşmamak için mübarek ağızlarına küçük çakıl taşları koyar idi. Konuşması lazım olunca önce düşünür, durumu tefekkür edip gerektiğinde o çakılları mübarek ağzından çıkarıp az ve öz gerektiği kadar konuşup tekrar ağzına koyardı.
Bütün vaktini kalbi zikir, tesbih ve tehlil ile geçirirlerdi. Kimseye hayırdan başka dünya kelamı konuşmazdı.