Ükalanın birisi asırlar evvelinden demiş ki: "Bütün ahlaki konuşmalar yalandır."Adama sormuşlar. Ali dağı kaç sepet gelir doldursan? Amac, küçük düşürmek ve art niyetli tabii. Adam da sert ceviz çıkar ve yanıtlar:"Arkadaş o sepetine göre, sepetin küçüğü var, büyüğü var ortalaması var."
Aşağıya alıntılayacağım alegori asırlardır anlatılan dinlenen ama aslını pek çoğumuzun bilmediği"Halil İbrahim"bereketi düşüncesinin kıssası. İçinde olan için her türlü insanlığı, özveriyi ve fedakar örnekliği içeren bu güzel kıssayı Görev yaptığım esnada cemaatim olma şerefine erdiğim Kerim Aksoy amcam yollama tenezzülünde bulununca kendilerinden izinsiz sizlerle paylaşmak istedim.
Evet dünya malı ve mirası için medya ve kainatın önünde rezillikler, pespayelikler sergilemekten imtina etmeyenlerin hayli mebzul olduğu modernite anında, din ve iman kokusu yayan bu çok güzel bilgiye ulaşmamızı sağlayan saygıdeğer Kerim amcaya bir kez dahi hürmet ederim. Ve Halil ile İbrahim kardeşlerden azıcık ibret alalım, yani kardeş gibi kardeş olalım. Allah CC şeytanı lainin iğvasından muhafaza buyursun.
Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış. Büyüğü Halil. Küçüğü ise İbrahim... Halil, evli çocuklu. İbrahim ise bekârmış... Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin... Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş. Bununla geçinip giderlermiş... Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı. İkiye ayırmışlar. İş kalmış taşımaya. Halil, bir teklif yapmış : İbrahim kardeşim; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle. Peki, abi demiş İbrahim... Ve Halil gitmiş çuval getirmeye... . O gidince, düşünmüş İbrahim: Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine Böyle demiş ve Kendi payından bir miktar atmış onunkine... Az sonra Halil çıkagelmiş. Haydi İbrahim. De miş, önce sen doldur da taşı ambara. Peki abi. İbrahim, kendiyığınından bir çuval doldurup düşer yola. O gidince, Halil düşünür bu defa: Der ki: Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var. Ama kardeşim bekâr. O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek. Böyle düşünerek,
Kendi payından atar onunkine birkaç kürek.
Velhasıl, biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine.
Bu, böyle sürüp gider. Ama birbirlerinden habersizdirler.
Nihayet akşam olur. Karanlık basar. Görürler ki, bitmiyor buğdaylar. Hatta azalmıyor bile. Hak teala bu hali çok beğenir.
Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki...
Günlerce taşır iki kardeş, bitiremezler. Şaşarlar bu işe...
Aksine çoğalır buğdayları. Dolar taşar ambarları. Bugün ´Bereket´ denilince, bu kardeş ler akla gelir. Bu bereketin adı: halil ibrahim bereketidi efendim.
Ömrünüze toplumsal hayatımıza ve rızkınıza Halil İbrahim bereketi inmesi niyazıyla hoşçakalın.