‘İlahi ikaz’ tanımlaması ilk kez 17 Ağustos büyük Marmara Depremi akabinde gazeteci Mehmet Kutlular tarafından dillendirilmişti.
Bu değerlendirmesinden ötürü de ‘medya linci’ne maruz kalmış ve ceza almıştı.
Şimdilerde ise, dünyada yaşanan ekonomik krizler üzerine Papa 16. Benediktus benzer değerlendirmede bulunmuş: ‘Küresel mali kriz, ilahi bir ikaz’
Para ve kariyer gibi maddi değerlere bel bağlamanın bir hiç olduğunu, bunların elbet bir gün son bulacağını, çözümünse manevi değerlere bağlanmakla sağlanacağını belirten Papa’nın ‘ilahi ikaz’ değerlendirmesi ‘medya linci’ne neden olur mu bilinmez, ama bu ikazın, bu krizin ateşini söndürmeyeceği kesin.
İnsanın darlık, yokluk, kıtlık ve acılarla beraber yaşadığı günleri dışında, bolluk, varlık, sevinç ve refah içinde yaşadığı günleri de aslında birer imtihan ve uyarıdır. Varlık ve refaha ne kadar şükredebildiği; yokluk ve acılara ne kadar sabredebildiği oranda, değer bulur Allah katında.
Varlık günlerinde kıymetini bilip, şükrünü eda edemediği değerleri için, yokluk günlerinde nedamet edip, ‘ilahi uyarıya’ daha bir kulak kabartır, insanoğlu.
Varlık günlerinde ilahi ikaz’a kulaklarını tıkarken ve ilahi değeri hiçe sayarken, yokluk günlerinde hatırlar bu uyarıları çoğu kez. Eğer fark edebilmişse hatalarını, sorgular kendini : ‘Tanrım, ben nerde yanlış yaptım?’(İ.Tatlıses şarkısı).
Varlık günlerinde neyi, ne kadar doğru yapmakta olduğunu sorgulamayan insan için, yoklukta sorgulamak belki bir fırsattır kendisi için, hem de belki son fırsat, kimbilir.
Fırsat ve belki son fırsat olması bakımından, darlık ve sıkıntılı günler, ilahi ikaza kulak verme bakımından son şanstır.
‘Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim, aşkın ile avunurum, bana Seni gerek seni’ diyen Derviş Yunus gibi yaşamın gayesini, itidalle kavramış bir algıya, her zamandan daha çok ihtiyacımız var şu zor günlerde.
İnsanın varlık anındaki vurdum duymazlığı ve kural tanımazlığı bir yana, başına gelen musibetlerin, acıların ve sıkıntıların, hangi olumsuz davranışının bir sonucu olarak başına geldiğini idrak etmesi, bu davranışını telafi ve izaleye çalışması, ikaz’a kulak verip kişisel muhasebesini yeniden gözden geçirmesi, kendi için ‘krizlerden fırsat’ ortaya çıkarması, elbette en faziletli bir davranış.
Alemde vuk’u bulan her şeyin an be an oluşumunun, İlahi İradenin kudretinde şekillenmekte olduğunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmadan, müsbet veya menfi her başımıza gelenin, yine müsbet veya menfi hangi davranışlarımızın sonucu ortaya çıktığı, idrakinde olmamız gerekiyor.
Etrafımızı çepeçevre kuşatan, sosyal, siyasal ve ekonomik süreçlerde kendimizi aktif rol sahibi görmez isek, kendi müsbet değişimimizi sağlamamıza da imkan yoktur.
Sıkıntı ve acılarla nasıl başa çıkılacağının yolunu bulamamış gönüllerde ortaya çıkan, kimilerince çağın hastalığı olarak ifade edilen stres de kendini İlahi İradeye teslim etmemiş gönüllerde yer bulmuyor mu? İnsanlar bu sözde hastalıktan kurtulmak için psikiyatri seanslarına katılmıyorlar mı?
İlahi İradenin kudreti ve ezeli bilgisi dışında hiçbir olay ve oluşumun olamayacağı hakikati, yine çevremizdeki her olay ve oluşumun, bizler için birer ‘ilahi uyarı’ ve ‘imtihan’ vesilesi olduğuna inanmamızı zorunlu kılmaktadır.
‘Tanrım istemezse yaprak düşmezmiş’sözüyle arabesk dünyasının baba(!) şarkıcısı Müslüm Gürses, Papa 16.Benedikten yıllar önce bu gerçeğe parmak basmamış mıydı?
Ülkemizde bunu böyle anlamak için 16.Benedik olmak da gerekmiyor. Müslüm ve İbo’nun dinleyenleri bile olayın farkında.