Nihayet beklenen oldu. Hemşehrimiz Abdullah Gül, parti, taban ve halk desteği ile Cumhurbaşkanı adayı olduğunu açıkladı.
Günlerdir devam eden, olur muydu, olmaz mıydı, Tayyip arkasında durur muydu, durmaz mıydı, muhtıra’ya neden olur muydu, olmaz mıydı, Akparti bu riski göğsleyebilir miydi, göğüsleyemez miydi, tartışmaları da sona ermiş oldu.
Hala kimileri, radyo-tv veya internete düşecek muhtıra haberlerine kulak kabartıyorken, caddelerde tanklar, semalarda jetler tahayyül ediyorlarken, halkın arkasında durduğu Abdullah Gül ve Akparti dikliğini bozmadan adaylığını açıkladı.
CHP, yine aynı kafa, aynı muhalefet, ‘nayır nallahım nolamaz’ paronayası ile niçin olamıyacağının arkasını doldurmaya çalışıyor, ters dönmüş kaplumbağa gibi çırpındıkça çırpınıyor, ama nafile.
Neymiş efendim, ‘cumhuriyet resepsiyonuna katılmazlarmış’. Şimdiye kadar katıldınız da ne yaptınız, kadeh tokuşturmaktan başka. Siz nasıl olsa bulursunuz tokuştuacak bir yerler.
Neymiş efendim, Gül cumhuriyetin temel değerlerini içine sindirememiş. Ne biliyorsunuz içine sindiremediğini, midesini, kalın bağırsağını, büyük abdestini mi dna testi yaptınız.
Halkın bu denli desteğini almış, hiçbir çiziği olmayan, ‘pırıl pırıl, hümayun gibi, tertemiz’ hemşehrimizin arkasında sağlam durmak, herkesden önce Kayseri için bir vefa borcu. Kimbilir belki bu vefaya Ak parti dışındaki Kayseri vekilleri de olumlu cevap vererek, Kulkuloğlu ve Çakmakoğlu genel Kurulda bulunarak evet oyu verirler hemşehrilerine.
Halkın içinden çıkan ve toprağın ruhunu temsil eden Abdullah Gül’ün adaylığı inşallah memleket için hayırlı olur, hayırlısı olsun.
Memleket gül gibi olacak mı!
Son yıllarda dillendirilen küresel ısınma ve kuraklık ‘hiç karı erimeyen Erciyes’in’ bile karını eriterek ve büyükşehirlerde had safhaya varan su kesintileriyle realiteye dönüştü ve kapımıza dayandı.
Özellikle son yıllarda vuk’u bulan verimsizlik, büyüklerin deyimi ile ‘kısmet eksikliğine’ dönüştü.
Toprak yeteri kadar, yağmur ve karını almıyor, mahsül yeteri kadar verim vermiyor. Bir bereketsizlik var, doğrusu. Memleketin her bir köşesindeki tüm camiler dahil, Meryemana kilisesinde bile yağmur duaları ediliyor.
Kimileri bu bereketsizliklerin ve kısmetsizliklerin son bulacağı, Abdullah Gül’ün köşke oturacağı günü dualarla bekler oldu.
Hatırlarsanız, yıllar önce kuraklık ve susuzluk tehlikesi yaşayan İstanbul’a Tayyip Erdoğan’ın başkan olmasıyla beraber neredeyse haftalarca yağmur yağmıştı. O gün bugün İstanbul’da su sıkıntısı tarihe karıştı.
Susuz İstanbul’un o zamanki Belediye Başkanı Sözen o günleri bize şu şekilde anlatıyor: ‘Yaprakların sesini bazen yağmur sesiyle karıştırıp, pencereye koşardım. Perdeyi aralayıp, yağmur yağıyor mu diye bakardım. Rüyalarımda yağmurun yağdığını görüp, ‘yağmur’ diye sıçrardım.’
Yağmur rüyaları, Sözen’i tarihe gömdü. O zaman Tayyib Erdoğan’ın adı ‘bereket’le beraber anılır olmuştu.
Şimdi ise bir aydır susuzluktan kavrulan Türkiye’nin başkenti Ankara’ya, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasıyla rahmetin tecelli edeceği, susuzluğun son bulacağı ve memleketin gül gibi olacağı beklentisi var.
Yine tarihte İnönü zamanında, memlekette olan kuraklık ve kıtlık, İnönü ile son bulsun diye halk tarafından ‘geldi ismet, kesildi kısmet’ şeklinde yorumlanmıştı.
Hemşehrimiz Gül’ün, Allah’ın izniyle bolluk, bereket ve kısmetiyle geleceği günleri bekliyoruz, yıllardır.